29 Mart 2012 Perşembe

Yolculuktan Arta Kalanlar...

Bir şehri daha geride bıraktık ve gidiyoruz... Zaman denilen an hızla uzaklaştırıyor bizi sevdiklerimizden. Ruh oradayken bedenle yolculuk yapmak yorucu, yıpratıcı ama sevildiğini bilmek rahatlatıcı, bekleyeninin olduğunu bilmenin verdiği huzur paha biçilemez...
İzmit'ten yola çıktık, Konya'ya doğru gidiyoruz. Saat gece üç suları zamanın en önemli olduğu anlardayız. Hem yolcuyuz hem gecenin en derin sessizliğinde..
Otobüste herkes farklı düşler kuruyor şüphesiz. Kimi gittiği yerdeki sevdiklerini kimi geride bıraktıklarını düşünüyor, düşlüyor... Herkesin kendince bir hayat mücadelesi olduğu kesin. Kimin ne derdi var, dermanı nerede bilmiyorum, bilemiyorum... Bende dahil olmak üzere herkes kendi yaşam mücadelesini veriyor hayat denilen bu sahnede...
Ne hayatlar biniyor, ne hayatlar iniyor şu otobüsten acaba? Muavini bulup konuşturmalı, dinlemeli gözlemlerini. Kaç ayrılık hikayesine şahit olmuş, kaç kavuşma destanının gözyaşlarını silmiş...
Sorsam şimdi muavine şu otobüstekilerin hayatını "Sence nasıldır?" diye acaba benim hikayemi nasıl dillendirirdi, benim için ne söylerdi? Hani Ali URAL diyor ya; "Posta kutusunda ki mızıka" kitabında "İnsan deyince akla geliyor muyuz acaba?" "Ne zaman akla geliyoruz?" diye sorasım geliyor ardından... Ya da "Yaren deyince düşüyor muyuz düşüncelere???" Vardır bu sorunun cevabını bilen birileri elbette... Mesele doğru yerde, doğru kişi tarafından hatırlanılmakta herhalde.
Yolculuk hep bedenimi ve ruhumu olduğumdan başka yerlere götürmüştür. Gidilen yol, geçen zaman anıları düşündürse de zaman zaman geleceğe yolculuk yaptığımda olur. Gelecek günlerin getireceklerini düşünürüm mesela. Geçmişin kaybettirdiklerinin yanında. Bunun için soruyorum işte kendime zaman zaman "Ne zaman akla geliyorum?" diye...
Ne kadar yerine getirebiliyoruz kendimize düşen görevleri? Hayat denen bu sahnede birçok rolümüz var ama ben sevilen rolü ele almak istiyorum. Neye göre karar veriyoruz bir kişinin sevilmesine ya da sevilmemesine. Neye göre karar veriyoruz onsuz hayatın güzel olamayacağına, gülüşünün bize huzur verdiğine. Yanında olamadığımızda duyduğumuz huzursuzluğun nedeni ne?
Yolculuklar hep bir yerlere götürüyor insanları. Bulundukları şehirden başka bir şehre, bulundukları ülkeden başka bir ülkeye bedenen yaparken biz bu yolculuğu ruhumuz nerde, kiminle sohbet ediyor? ya da nerde dinleniyor, kimin yanında? Ne kadar farkındayız bunun? Galiba ruhumuzun gitmek istediği yer bizim huzur bulduğumuz, güven duyduğumuz, sevildiğimizi hissettiğimiz mekan, kişi...
Belki de bu yüzden yalnızlıktan kaçışımız ve yalnızlığı bu kadar sevip, özleyişimiz... Belki de bu yüzden arayışımız... Belki de bu yüzden her bayanın başının altında bir omuz ve her erkeğin omzunun üstünde bir baş istemesi...

4 yorum:

İbrahim Bulut dedi ki...

Derin manalar içeriyor yazdıklarınız. Tabi herkes kendince bir şeyler anlayacak. Bu yazdıklarınız yaratanı, yaratanın sevgisini aramayı çağrıştırdı, bende. Gittiğim her yol, her düşünce sonunda ona çıkıyor.

~ASGUR~ dedi ki...

Yorumunuz için teşekkür ediyorum İbrahim Bey... Yazdıklarım böyle güzel çağrışımlar yapıyorsa ne mutlu bana...

Şermin ZENGİN dedi ki...

Canım arkadaşım yüreğine sağlık .... Allah daim eylesin .. Sevgi, selam ve dualarda buluşmak üzere...

~ASGUR~ dedi ki...

İnş. Canım Teşekkür ediyorum...